Wolfgang Petersen’in yönettiği ve Homer’in İlyada destanında ele aldığı Truva Savaşını anlatan “Truva” filmini izleyenler, filmin hemen başındaki o meşhur sahneyi bilirler. Agamemnon komutasındaki Mikene ordusu ile Triopas komutasındaki Selanik ordusu çarpışmaya hazır beklemektedirler. Ancak çok fazla kan dökülmesine gerek yoktur; o yüzden anlaşırlar ve iki ordunun savaşçıları Achilles ve Boagrius kendi orduları adına birbirlerinin kanlarını dökmek için er meydanına çıkarlar…
Dünya değişti; savaş yöntemleri de değişti. Artık eskisi gibi iki ordunun savaşçıları çıkıp kendi insanları, hükümdarları veya ülkeleri adına dövüşmüyor ve ölen savaşçının hükümdarı kazanan savaşçının hükümdarının himayesine girmiyor. Artık savaşlar bilgi, teknoloji ve ekonomik güç ile kazanılıyor. Ancak ne olursa olsun insanlar her zaman bir kahramana ihtiyaç duyuyor. Artık Homeros’un İlyada’sındaki kahramanların misyonunu yüklenen; arenalarda birbirleriyle çarpışan, savaşları kazanan, prestiji ve ekonomik gücün yer değişimde rol oynayan modern zamanın savaşçılarının sporcular olduğunu söylemek yanlış olmaz. Artık arenaları dolduran binlerce insan, tuttuğu takımın sporcusundan kılıç darbesiyle gelecek ölümün yerine, üç direğin içinden geçen gol, çemberinden içinden geçen basket veya karşı sahada patlayan bir ace bekliyor.
Özellikle futbol endüstrisinin her yönüyle gelişmesi, işin içine sponsorlar, yatırımlar ve medyanın girmesi futbolculardan beklentileri kat be kat arttırmakta. Artık savaşçılarımızdan 3 günde bir maç temposunu kaldırabilen, kolay kolay sakatlanmayan, güçlü ve kondisyonu maksimum seviyede olan biyonik adamlar olmasını bekleniyor. Hatta 3 günde bir maç temposunu kaldıramayan futbolcuyu tu kaka ilan ediyoruz. Bugün Türkiye liginde oynayan 3 büyük İstanbul takımı bir sezonda yaklaşık 40-45 adet maç oynamakta. Manchester United, Barcelona, Inter, Bayern Munchen gibi daha üst düzey futbol kulüplerinde bu rakam 50-55’e kadar çıkabiliyor. Biz seyirciler ise her maç arenada savaşan kahramanlarımızı çarpışmaya hazır görmek istiyoruz. Sakatlandıkları zaman kızıyoruz, öfkeleniyoruz… Peki ya öldüklerinde?
Sahanın ortasında aniden kalbi duran Kamerunlu Marc-Vivien Foe, Espanyol’un kaptanı Daniel Jarque, Dinamo Bükreşli Catalin Haldan, Motherwell’i 4 çocuk babası Phill O’Donnel, Benfikalı Miklos Feher, Sevillalı Antonio Puerta ve son olarak da ülkemizde forma giymiş Meksikalı De Nigris genelde kalp krizi olmak üzere sağlık sorunları yüzünden hayatını kaybeden bazı futbolcular…
Onlar öldü ama Kolezyum’da eğlence devam ediyor. 1-2 günlük üzüntünün ardından, klasik Türk futbolcusu tabiriyle “Önümüzdeki maçlara bakacağız”. Medya, hüzün dolu birkaç duygusal laf ederek haberleri verecek. Statlara gideceğiz, televizyonlarımızın başına geçeceğiz ve modern zaman savaşçılarımızın çarpışmalarını izlemeye devam edeceğiz. Daha duygusal olan futbolsever ise menajerlik oyunlarında De Nigris’i takımlarına transfer ederek futbolseverliğini tatmin edecekler muhtemelen. Ancak hiçbir yetkili kurum bu adamların bedenlerin yavaş yavaş sömürü ve kontrol altına alındığının farkına varmayacak. Maç takvimlerinin kısaltılmasına, daha fazla dinlenmelerine, mensubu oldukları dinin en kutsal günlerinde aileleri ile geçirmelerine veya anneannelerinin cenazesinden birkaç saat rötarlı gelmelerine razı gelmeyecekler. De Nigris’in kalp krizi rahatsızlığını bildiği halde ısrarla oynamak istemesinin en büyük nedeni en fazla 35’ine kadar oynayacak olmasını bilmesi ve vücudunun artık bu tempoya karşı koyamayacağının farkında olmasıydı belki. Maddi ve manevi kazanacağını kazanmalıydı çünkü futbol hayatı bittiğinde büyük ihtimalle Kadıköy’de attığı golden sonra kafasına geçirdiği maske ile hatırlanacaktı birkaç futbolsever tarafından; o kadar…
Ben kahramanlarımın kalp krizi geçirerek değil, jübileleri ile er meydanlarına veda etmelerine istiyorum. Son maçlarında omuzlarda sahayı terk etmelerini veya 90 dakika sonu çılgınca alkışlanarak, emekli edilmesini görmeyi seviyorum. Sonuçta endüstrinin geldiği bu nokta değişmeyeceğine göre, en azından ölümleri kanıksanması yerine artık daha geniş çaplı araştırmalar yapılmasını ve risk taşıyan oyuncular önceden tespit edilerek gerekirse futbolcuyken kazanacağı paranın verilerek ve bu sistemden uzak tutulmalı. Achilles’in, Boagrius’un, Ajax’ın veya Hector’un daha fazla ölmesine gerek yok; onlar oynasın yeter…